Gündem

Almanya’da DİTİB’e bir yandan havuç öte yandan sopa

Aşağı Saksonya’dan önce olumlu adımlar

Cuma günü yayınlanan bir habere göre, Aşağı Saksonya Eyalet Hükümeti’nin gelecekte de Almanya’nın en büyük dini cemaati ve İslam’i çatı kuruluşu Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) ile işbirliği yapmak istediği açıklandı. Cuma günü Hannover Başbakanlığından yapılan açıklamada Eyalet Hükümetine bağlı çeşitli bakanlıkların yaptığı işbirliği denetimi sonrasında bu sonuca varıldığı kaydedildi. Basına yansıyan haberler, Hannover hükümetinin muhatap eksikliği yüzünden ve Müslümanlar içinde DİTİB’den başka alternatif bir ciddi temsilci adayı bulamadığından dolayından bu sonuca vardığını yazdı. Bakanlıkların neredeyse tamamı bu sebeple DİTİB Aşağı Saksonya ve Bremen Eyalet Birliği ile işbirliğinin devamına yönelik görüş bildirdi.

DİTİB denetimden başarı ile çıktı

Aşağı Saksonya Başbakanlığının yaptığı açıklamaya göre denetim geçtiğimiz haftalarda gerçekleşti. Bakanlıklar belirli kriterlere göre DİTİB derneklerinin yanı sıra DİTİB görevlilerinin ve üyelerinin etkinliklerini denetleyip analiz etti. Bu bağlamda DİTİB temsilcilerinin ve din görevlilerinin kendi görev alanlarında ne gibi iş ve işlemler yaptıkları, bunları hangi dilde yaptıkları ve işbirliğinin ne derecede geliştiği değerlendirildi.

Bu bağlamda Aşağı Saksonya Bilim ve Okul Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Sosyal İşleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı bünyesindeki kurullarda ve önlem projelerinde Almanca konuşan DİTİB temsilcilerinin görev yaptığı bildirildi. Buna Osnabrück Üniversitesi İslam İlahiyat Enstitüsü Danışma Kurulunda ve İslam din dersleri müfredatı ve icazet konusundaki üyelerin de dahil olduğu bildirildi.

Eyalet Adalet Bakanlığı sopa gösterdi

Adalet Bakanlığında ise işler biraz daha değişik. Eyalette, hapishanelerde görev yapan ve Türkiye’den gönderilen üç imamın bulunduğu kaydedildi. Bu din görevlilerinin Almanca ve gerektiğinde Türkçe ve Arapça da vaaz verebildikleri, ancak mahkumlar ile neredeyse sadece Türkçe konuştukları ifade edildi. Alman tarafının bu noktada Türkiye’nin muhtemel etkisi ve müdahalesinden endişe duyduğuna yer verdiği haberde, mahkumlarla iletişim dilinin Almanca olmasını istediğini kaydetti. Bu sebepten dolayı Eyalet Adalet Bakanlığı, Türkiye’den gönderilen ve DİTİB’e bağlı imamların cezaevlerinde hizmet vermesine artık izin vermeyeceğini ve ilgili sözleşmenin feshedildiğini açıkladı.

Kuzey Ren Vestfalya ve Bavyera Eyaletlerinden DİTİB’e baskı

Die WELT am Sonntag Gazetesi’nin Pazar günü yer verdiği bir haberinde DİTİB’e yönelik baskıların sürdüğü bildiriliyor. Gazete, yeni yılın ilk günlerinde Köln’deki DİTİB merkez camiinde düzenlenen bir konferansa 100’den fazla davetli arasında „Müslüman Kardeşler” isimli kuruluşun da bazı temsilcilerinin davet edilmesinin Alman yetkililer arasında kafa karışıklığına neden olduğunu aktarıyor. Die WELT am Sonntag haberinde Almanya’daki iki eyaletin içişleri bakanının sözlerine yer veriliyor. DİTİB’e Müslüman Kardeşler gibi kuruluşlar ile kendi arasına mesafe koyma çağrısında bulunan içişleri bakanlarının ikisi de Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinden. Die WELT am Sonntag ise, DİTİB’in iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın takibi ile karşı karşıya bulunduğunu yazıyor.

Davet edilen Müslüman Kardeşler temsilcileri ZMD üyesi

Ancak gazete haberinde aynen Alman siyasiler gibi Köln’e davet edilen Müslüman Kardeşler temsilcilerinin üçünün de Almanya Müslümanları Merkez Konseyi (ZMD) üyesi olduğu bilgisini es geçiyor. Bu bilgi neden önemli? Çünkü ZMD ve o teşkilatın genel başkanı Aiman Mazyek, Federal Hükümet ve eyalet kurumlarının en fazla muhatap aldıkları örgüt ve kişiler arasında yer alıyor. Aiman Mazyek geçtiğimiz günlerde yaptığı bir basın açıklamasında Köln’de düzenlenen Avrupa Müslümanlar Buluşması’nın sonuç bildirgesini eleştirmiş ve bir Alman ve Avrupa İslamı’nın varlığından bahsederek, DİTİB’i de bu gerçeği artık kabul etmeye ve dini cemaatleri artık yurtdışı ile bağlarını sonlandırmaya davet etmişti. Eleştiri altında olan Müslüman Kardeşler temsilcilerinin kendi kurumuna üye olduklarını ne yazık ki Mazyek de görmezden gelmişti.

İçişleri Bakanları ve siyasilerden gözetim tehdidi

Die WELT am Sonntag’ın haberine göre, Kuzey Ren Vestfalya İçişleri Bakanı Herbert Reul (CDU), DİTİB’in „İslamcılar ile arasına mesafe koymasını” istedi. Reul: „DİTİB Türk milliyetçiliği hareketleri ile Türk kökenli halkı bölüp de ülkedeki barışı tehdit ederse Anayasayı Koruma Teşkilatı mecburen harekete geçmelidir”, diye konuştu.

Bavyera İçişleri Bakanı Joachim Hermann (CSU): „Biz DİTİB’den gelecekte bütün radikal gruplarla arasına mesafe koymasını bekliyoruz ve bu konuda sadece ağızlarının ucuyla birşeyler demesini istemiyoruz”, dedi. Hermann, DİTİB’in bunu yapmadığı takdirde bunun „DİTİB’in neler yaptığını daha yakından izlemek” için bir gerekçe teşkil edebileceğini ifade etti.

SPD Federal Milletvekili ve Federal Parlamento İçişleri Uzmanı Burkhard Lischka da: „DİTİB yol ayrımında bulunuyor. DİTİB ya kendi saflarında ki bütün radikal ve İslamcı unsurlara mesafe koyacak ya da artık daha sıkı bir şekilde güvenlik kurumlarının gözetimine girmeyi hesap etme mecburiyetine katlanacak”, dedi. Die WELT am Sonntag, Lischka’nın, bu mesjala DİTİB’in Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından izlenmesini kastettiğini ileri sürdü. Lischka, Müslüman Kardeşlerin Köln’de sahne almasını ise „Hukuk devleti için bir provokasyon” olarak değerlendirdi.

Hür Demokrat Parti (FDP) Federal Meclis Grup Başkan Vekili Stephan Thomae ise, DİTİB’in Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından kontrol edilmesini, hatta izlenmesini „acil bir gereklilik” olarak adlandırdı. DİTİB’in Müslüman Kardeşleri davet etmesi DİTİB’in Almanya’nın özgürlükçü demokratik temel düzenine bir „meydan okuma” olduğunu ifade eden Thomae, Alman devletinin gözlerini kapatmaması gerektiğini ve Türkiye ile ilişkilerde artık „kadife eldivenleri çıkarmanın” zamanının geldiğini söyledi.

Die WELT am Sonntag Berlin’deki sözde liberal cami kurucusu, avukat Seyran Ateş’in demecine de yer verdi. Protestan Kilisesine bağlı bir merkezde sözde liberal cami kurmuş olan Seyran Ateş, konuyu bir „skandal” olarak niteledi.

Eski Yeşiller Federal Milletvekili ve eski Yeşiller Partisi Din Politikaları Sözcüsü Volker Beck ise, olayları „endişe veren gelişmeler” olarak değerlendirdi. Beck, bunların yeni bir „güç gösterisi” olduğunu ve Türkiye’nin Avrupa kıtasında tamamıyla karar verici Müslüman güç olmak istediğini vurguladı.

Müslüman Kardeşler’i geçmişte kimler destekleyip büyüttü?

Ancak işin ilginç tarafı, 2001’de dünyanın en büyük ve etkili yazarlık ödüllerinden, Pulitzer Ödülü’nün de sahibi olan Kanada’lı yazar ve gazeteci Ian Johnson 2011 yılında Almancası basılan „Dördüncü Cami – Naziler, CİA ve İslami Fundamentalizm” („Die Vierte Moschee – Nazis, CIA und der islamische Fundamentalismus”) isimli eserinde daha İkinci Dünya Savaşı öncesinde bilhassa güney Almanya’da bazı Müslüman çevrelerin Alman ve ABD’li güvenlik birimleri tarafından Ruslara karşı ve 1945’den sonraki Soğuk Savaş döneminde de yine Sovyetlere karşı kullanıldıklarını ve desteklendiklerini yazıyor. Bavyeralı terör uzmanı ve gazeteci Stefan Meining’de 2011’de yayınlanan benzer bir eserinde („Almanya’da bir cami – Naziler, istihbarat örgütleri ve Batı’da siyasal İslam’ın yükselişi” / „Eine Moschee in Deutschland – Nazis, Geheimdienste und der Aufstieg des politischen Islam im Westen”) aynı çetrefilli ve karanlık konulara temas ediyor. Yazarların ikisi de Müslüman Kardeşler örgütünün yanı sıra diğer bugün sakıncalı görünen kuruluş ve kişilerin geçmişte birçok Batılı devlet kurumu, siyasetçi ve güvenlik güçleri ile irtibatlı olduklarını ortaya koyuyor. Bu kirli bağlantıların varlığına Türkiye’de de bazı araştırmacı-gazeteciler dikkat çekiyor(du). Bunlardan ikisi maalesef artık hayatta yoklar (Uğur Mumcu ve Necip Hablemitoğlu). Bu gibi kirli gerçekleri ortaya çıkarttıklarından dolayı Mumcu ve Hablemitoğlu suikasta uğradı. Suikast talimatlarının ise nereden geldiği hala tartışma konusu. Son yıllarda Soner Yalçın bu konulara zaman zaman köşesinden temas etme fırsatı buluyor. Almanya’da ise güvenlik güçleri, transatlantik örgütler ile medya ve siyaset arasındaki bağları deşifre eden Udo Ulfkotte („Satılmış Gazeteciler – Politikacılar, Gizli Servisler, Büyük Sermaye, Almanya’nın Kitle İletişim Araçlarını Nasıl Kullanıyor” / „Gekaufte Journalisten – Wie Politiker, Geheimdienste und Hochfinanz Deutschlands Massenmedien lenken” 2017 senesinde daha 57 yaşındayken kendisini vuran ani bir kalp krizi sonrası hayata veda etmek zorunda kalmıştı.

„Aşağı Saksonya İslam’ı” projesi için yeni adım

Öte yandan Hannoversche Allgemeine Zeitung’dan Bärbel Hilbig Kuzey Almanya’nın Aşağı Saksonya Eyaletindeki Müslümanların yeni bir cami teşkilatı kurduğunu ve yeni kurulan derneğin hedefleri arasında okullarda İslam din dersi ve Almanya’da yetişmiş ve eğitilmiş din görevlisi talep ettiğini duyurdu. Cumartesi kurulan yeni örgüte on cami derneği ile üç gençlik ve kadın kuruluşunun katıldığı aktarıldı. Bärbel Hilbig, „Aşağı Saksonya’daki Müslümanlar” isimli yeni derneğin öncelikli olarak İslam’i konularda Aşağı Saksonya Eyalet Hükümetinin muhatabı olmayı amaçladığını ve yönetim kurulunun çoğunluğu Osnabrück Üniversitesinde İslam ilahiyatı okuyan bayanlardan oluştuğuna yer verdi. Derneğin kurucuları arasında eski Aşağı Saksonya Şura Başkanı Avni Altıner bulunuyor. Hannover’deki Nur Cemaati (medrese) ile yakın bağı bulunan Altıner, „biz siyasetten bağımsız ve bütün etnisitelere ve milletlere açık olmayı kendimize görev edindik” diye konuştu. Diğer yandan Osnabrück Üniversitesi İslam İlahiyat Enstitüsünden Sosyolog Prof. Rauf Ceylan Kuzey Almanya Radyo Televizyon Kurumu NDR’e verdiği demecinde yeni kurulan örgütü destekleyeceğini ve kuruluştan dolayı memnuniyetini dile getirdi. Hannoversche Allgemeine Zeitung, yeni örgüte katılan cemaatler arasında Bosna, Kürt, Afrika, Türk ve Arap kökenli inananların bulunduğu bilgisine yer verdi. Altıner yeni derneğin sadece Aşağı Saksonya Eyaletindeki sorunlara odaklanacaklarını ve Aşağı Saksonya Eyaletindeki gündelik hayat ile ilgileneceklerini dile getirdi.

Hannoversche Allgemeine Zeitung’da geçen haberde yeni kurulan örgütün Türkiye’nin Aşağı Saksonya Eyaletindeki diğer iki büyük İslam’i teşkilatlara yönelik etkisi ve müdahalesi yüzünden kurulduğu iddia edildi. Haberde örnek olarak ise Kasım 2018’de DİTİB Eyalet Birliği yönetim kurulunun topluca istifası gösterildi ve eski eyalet birliği başkanının Türkiye’nin sözde etki ve müdahalelerine karşı mücadele verdiği ancak başarılı olamadığı vurgulandı. Yeni Aşağı Saksonya Müslümanları örgütünün kurucusu Avni Altıner’de Hannoversche Allgemeine Zeitung’a başkan olarak seçilemedikten sonra istifa ettiği Aşağı Saksonya İslam Şurası içinde Milli Görüş Teşkilatının etkisine dikkat çekti ve kendilerinin aşırı şekilde baskı altında olduklarından ve bölücü olarak adlandırıldıklarından şikayet etti. Altıner, internette kendisinin FETÖ ile aynı kefeye konduğunu söyledi. Gazete, yeni kurulan Aşağı Saksonya Müslümanları örgütünün hedefleri arasında İslam din derslerinin genişletilmesi ve üniversitelerde din görevlilerinin yetiştirilmesi ve eğitimi olduğuna yer verdi. Aşağı Saksonya Başkenti Hannover SPD Genel Başkanı ve SPD Eyalet Milletvekili Alptekin Kırcı ise geleneksel cami derneklerinin köken ülkelere odaklı olduklarını ve artık Almanya’daki Müslümanların çoğunluğunu temsil etmediklerini vurguladı. Kırcı, yeni kurulan teşkilatı destekleyeceğini bildirdi. Avni Altıner ise Aşağı Saksonya Eyalet Hükümeti’nin Cuma günü DİTİB ile işbirliğini sürdüreceğine yönelik açıklamasının derneğin kuruluşunu olumsuz etkilediğini söyleyerek „Bu bizde huzursuzluğa ve kaygıya neden oldu”, diye konuştu.

İslam’ın yerelleşmesi ve bireyselleşmesi

Görüşlerine başvurduğumuz bir yetkili: „Avrupa İslam’ı”, „Fransa İslam’ı”, „Belçika İslam’ı” ve „Alman İslam’ı”ndan sonra artık „Aşağı Saksonya İslamı’na” gelinmiştir. İslam’ın evrenselliği ve bütün kainatı kapsadığı gerçeğini bir yana. Şimdi görünen o ki, artık yeni bir sürece girilmiştir. Eyaletler bazındaki yerel İslam’a geçilmektedir. Artık „Eyalet İslam’ı”ndan bahsedilmektedir. „Aşağı Saksonya İslam’ı”, „Kuzey Ren Vestfalya İslam’ı”. “Bavyera İslam’ı, „Baden-Württemberg İslam’ı”, „Hessen İslam’ı” gibi kavramları gelecekte daha sık duyabiliriz”, diye konuştu.

Bundan sonra lokal, yani mahalli İslam’a mı geçilecek?

İsmini gazetede okumak istemeyen uzman: „Yakında Hannover İslam’ı, Münster İslam’ı, Osnabrück İslam’ı, „Stuttgart İslam’ı”, „Tübingen İslam’ı”, „Heidelberg İslam’ı”, „Lübeck İslam’ı”, „Hamburg İslam’ı”, „Düsseldorf İslam’ı”, „Leverkusen İslam’ı”, „Langenfeld İslam’ı”, „Köln İslam’ı”, „Frankfurt İslam’ı”, „Münih İslam’ı”, „Jakobsweiler İslam’ı”, „Waldbreitbach İslam’ı”, „Hürth İslam’ı”, „Trittenheim İslam’ı”, „Chorweiler İslam’ı”, „Ehrenfeld İslam’ı” gibi yerel ve mahalli İslam biçimlerine de geçilirse şaşırmamak gerekir”, dedi ve „İslam’ı ve Müslümanları bölme stratejisi kıtalar bazından, ülkelere, ülkeler bazından eyaletlere, eyaletler bazından yerele ve lokale, yani mahallelere kadar inebilir. Müslümanların yerelleşmesi, bireyselleşmesi ve ayrılması yine Müslümanlar üzerinden yapılabilir“, diye konuştu.

İsrafil Gencağa / Viyana

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu